ŞEVKET ŞAHİNTAŞ İLE SOKAK FOTOĞRAFÇILIĞI ÜZERİNE
Röportaj: Nihat Karadağ
Fotoğraflar: Şevket Şahintaş
Wikipedia istatistiklerine göre Dünya’da en çok aratılan 4 Türkiyeli fotoğrafçıdan birinin, taksi şoförü Şevket Şahintaş olduğunu biliyor muydunuz?
Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz Şevket Şahintaş ile sokak fotoğrafçılığına dair bir röportaj gerçekleştirdik.
1988 yılından beri taksi şoförlüğü yapan Şevket Şahintaş 2004 yılında, gece çalıştığı bir dönemde, sokakta yaşayan insanların üşüyerek uyumaya çalıştıklarını gördü ve seslerini duyurabilmek, onlar adına bir şeyler yapabilmek için bir fotoğraf makinesi alarak fotoğraf çekmeye başladı. 6 yıl süren bu çekimler sırasında, sokakta yaşayan evsiz insanların dışında, İstanbul’un gece yüzündeki diğer insanlar da objektifine takıldı. Uyuşturucu kullananlar, çöp toplayıcıları, travestiler, hayat kadınları, kısacası gece yaşam mücadelesi veren insanlar artık onun fotoğraf karelerini oluşturuyordu. İstanbul’un gece yaşantısını yansıtan bu çalışma, Türk fotoğraf tarihinde bir ilk oldu ve dünyadan da büyük ilgi gördü. Fotoğraf çekmeye başladığı daha ilk yıllarda, St. Petersburg’ta “Çağdaş Türk Fotoğrafçıları” adlı etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. Fotoğrafları üniversite arşivlerine girdi. Türkiye’de birçok gazete ve dergilerde röportajları ve fotoğrafları yayınlandı. Almanya’da çeşitli televizyonlarda söyleşileri dinleyicilerle buluştu.
Deneyimlerini sizler için aktaran Şevket Şahintaş, sokak fotoğrafçılığında insanlarla nasıl iletişim kurduğuna ve konu seçiminde nelere dikkat ettiğine dair birçok şeyi anlattı.
Fotoğrafa başlama hikayeniz nedir?
2004 yılı kışı çok sert geçiyordu. Gece çalıştığım için yolum Beyoğlu’na mutlaka düşüyordu. Orada üşüyerek, titreyerek uyumaya çalışan insanları gördüm ilk defa. Haliyle üzüldüm. Daha sonra sürekli onları izlediğimi fark ettim. Sürekli aklımdaydılar. ‘Neler yapılabilir?’ diye düşündüm ve bir fotoğraf makinesi alıp, onları fotoğraflamaya başladım. Böylece seslerini duyurabilirim diye düşündüm.
Sonrası nasıl gelişti peki?
Sokakta yaşayan insanlar, Türkiye’de hiç çekilmemiş. Tabi ben bunu bilmiyordum. Çektiğim fotoğrafları fotokritik sitesinde paylaşmaya başladım. O dönemlerde en çok üyesi olan ve en çok izlenen fotoğraf sitesiydi. Benim yayınladığım fotoğraflar insanların dikkatini çekti. Özellikle de belgesel fotoğrafçıların. Daha önce hiç görmedikleri fotoğraflar arka arkaya gelmeye başlamıştı. Adamın biri, sokakta yatan adamların fotoğraflarını çekip bir sitede yayınlıyordu. İlerleyen günlerde ODTÜ Mezunları Derneği beni fotoğraf gösterisi ve söyleşiye çağırdı. Ve internet ortamında bir taksicinin geceleri sokakta kalan insanları fotoğrafladığını, gösteri ve söyleşi için de derneğe geleceğini duyurdu. Bu da gazetecilerin ilgisini çekti. İlk Sabah Gazetesi’nde fotoğraflarımla birlikte tam sayfa röportajım yayınlandı. Ardından da diğer gazetelerde. Birçok gazetede tam sayfa, dergilerde ise ikişer üçer sayfa.
Sizin gösteri ve söyleşiniz, sizce gazetelerin dikkatini neden çekti?
Benim tahminimce, bir taksicinin Beyoğlu’nda gece sokakta uyuyan insanları çekiyor olması onlara ilginç geldi.
Başka çalışmalarınız, projeleriniz var mı? Bunlar neler?
Tarlabaşı, ‘Kentsel Dönüşüm’ için yıkılıyor. Uzun zamandan beri Tarlabaşı’nı çekiyorum. Hatta çektiğim fotoğraflarla Bodrum’da sergi de açtık. Gezi Olayları’nda fotoğraf çektim. Onun fotoğraflarıyla da redfotoğraf ile Karşı Sanat’ta sergi açtık.
Ailenin fotoğrafa bakış açısı nasıl?
Ailem çok tepki gösterdi. Çünkü işimi gücümü bırakıp söyleşilere, gösterilere gidiyordum. Bazen de il dışına çıkmam gerekiyordu ve bu sürede yerime taksiye çıkacak arkadaş bulamazsam, araç evin önünde yatıyordu. Genelde babam laf söylerdi annem hiç karışmazdı. Yurt dışındaki bir televizyon kanalı beni aradı ve röportaj yapmak istediklerini söylediler. O esnada annem de yanımdaydı ve ilk defa benim fotoğraf çekmemle ilgili bir yorumda bulundu: “Oğlum baban sana gazetelere çıkma diye kızıyor, sen bir de ecnebilerin televizyonuna çıkacağım diyorsun.”
İlerleyen süreçte de tehlikeli bölgelerde fotoğraf çektiğim için, annem artık geceleri çalışmamı istemedi. Bende gündüze geçtim.
Bildiğim kadarıyla şu an bir DSLR makineniz var, ancak bu makineyi yeni aldınız. Sizin asıl tanınırlığınızı sağlayan ve ses getiren fotoğrafları çektiğiniz makine ise kompakt bir makine idi.
6 yıl boyunca 5.6 megapiksellik basit bir kompakt makine ile fotoğraf çektim. Şu an düşününce o zamanlarda kullandığım makine, anı fotoğrafı bile çekmez. Ama ben onunla fotoğraflar çektim ve o fotoğraflar çok ses getirdi. Hatta o fotoğraflarla sergiler açtım. Bazen yurt içinden ve yurt dışından yazanlar oluyor, ‘Fotoğraflarınızı çok beğendim, ekipmanlarınızı yazar mısınız?’ diye. Basit bir kompakt makine olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlar.
Ufak makine kullanmanın kolaylığı nedir?
Ufak makineyle fotoğraf çekince kimse karışmıyor sana. Büyük fotoğraf makinesiyle, o çektiğim fotoğrafları çekemezdim. Çünkü insanlarla iletişim kuramazdım. Beni gazeteci sanıp, izin vermezlerdi. Tepki gösterirlerdi.
İnsanlarla nasıl iletişim kuruyorsunuz?
Gecenin üçünde adamın karşısına dikilip, ‘Ben senin fotoğrafını çekeceğim’ diye karşısına dikilirsen olmaz. Haliyle çeşitli stratejiler geliştirmiştim. Fotoğraflarını çektiğim insanların ellerinde genelde sigara vardır. O sigaraların çoğu benimdir. Ya ateş isterim onlardan ya da sigara ikram ederim. Sonra sohbet edip ahbap oluyorum. En son da ‘Senin bir fotoğrafını çekeyim’ diyerek fotoğraflarını çekiyorum.
Eğer köpekleri olan bir adam varsa, ona da köpeklerinin çok güzel olduğunu ve köpeklerinin fotoğrafını çekmek istediğimi söylüyorum. Aslında asıl amaç köpekle onun fotoğrafını çekmek. Sigara verip, sohbet edince senin zararsız olduğunu anlıyor. En sonunda da ‘Hadi bir de sizi çekeyim’ deyince, kimse buna karşı çıkmıyor.
Projelerinizi, hangi konular üzerine fotoğraf çekeceğinizi nasıl belirliyorsunuz?
Fotoğraf işi zaman işi. Fotoğraf çekmek için zaman harcıyorsun sonuçta. Madem zaman harcayacağım, o zaman iyi projeler, yapılmamış projeler ya da ortada bir yanlış varsa, bu yanlışı göstermek için proje konuları seçiyorum. Halen takside çalışıyorum. Doğal olarak işi gücü bırakıp da fotoğraf çekmeye gidemiyorum. 15:00’de taksiyi gececi arkadaşa veriyorum. O saatten sonra da İstanbul’da gidip geleceğim yer bana yakın olmalı. Ve bütçemi de sarsmayacak bir şey olması gerek.
Sokak Fotoğrafçılığında kendini geliştirmek isteyen arkadaşlara önerilerin eleştirilerin neler?
Öncelikle iyi gözlemci olmaları ve iyi bir konu seçmeleri gerek. Ardından da konuya dair stratejiler belirlemeliler. Mesela ben Tarlabaşı’na başladığımda bilmediğim bir konu ve tehlikeli sokaklar vardı. Ben orada bol bol arkadaş edinmeye çalıştım. Kahvede oturup oradakilerle sohbet ettim, pilavcısı, bakkalı herkesle arkadaş oldum. Çünkü orada başına her an bir şey gelebilir. Mahalleden birilerini tanıyor olmak her zaman için iyidir.
Mesela orada bir çatıya çıkıp Tarlabaşı’nın genel bir görüntüsünü fotoğraflamak istedim. Ancak karşı çatıda birkaç genç, kendilerini çektiğimi sanıp kıyameti kopardılar. Ben aşağı indiğimde çevremde 15-20 kişi vardı. Ortam gerildi. Ben derdimi anlatamadan tam kötü şeyler olacaktı ki, iki tane motosikletli polis geldi. Bana ‘Şikayetçi misin?’ diye sordular, bende darp edilmediğim için ‘Şikayetçi değilim’ dedim. Sonra polisler yukarı gitti, gençler de aşağıya. Ben orada kaldım. Sonra gençlerin yanına gidip, durumu anlattım. Kötü bir şey yapmadığımı, fotoğraf çektiğimi söyledim. Bana çay ısmarladılar, sohbet ettik. Eğer o an soğuk kanlı olmasaydım da şikayetçi olsaydım ya da polislerle birlikte Tarlabaşı’ndan çıksaydım, bir daha o mahalleye giremezdim.
Şevket Şahintaş hakkında:
20 Şubat 2008’de CNN Türk kanalında ilk televizyon belgeseli yayınlandı.
2008’de Alman Der Spiegel Online’da röportajı ve fotoğrafları yayınlandı.
08 Eylül 2009’da İstanbul’da “Gecenin Öteki Yüzü / The Other Side of the Night” isimli ilk sergisini gerçekleştirdi.
02 Kasım 2012 Bodrum Marmara Koleji “Halikarnasos Kültür Merkezi”nde “Tarlabaşı bir düş gördüm düşümde” sergisini gerçekleştirdi.
06 Ekim 2009’da CNN İnternational’da röportajı ve neden fotoğraf çektiğini anlatan kısa bir belgeseli yayınlandı.
16 Mart 2010’da Almanya’da Zoom Europa Arte televizyon kanalında belgeseli yayınlandı.
14 Ekim 2010’da, yönetmenliğini Erdem Murat Çeliker’in yaptığı, çekimleri 2 yıl süren ve fotoğrafa başlama hikayesini konu alan sinema belgeseli “Herkes Uyurken”, Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, en iyi ilk belgesel ödülünü aldı.
16 Şubat 2011’de Almanya Deutsche Welle Televizyon kanalında belgeseli yayınlandı.
Ara Güler ve Şevket Şahintaş ile yapılan röportaj, fotoğrafa bakış açılarını ele alarak İngiltere de London College of Communication Üniversitesi’nde mastır tezi olarak yayınlandı.
































