FOTOĞRAF KURSLARINDA NE ÖĞRETİLİR? NE ÖĞRETİLMELİDİR!..

FOTOĞRAF KURSLARINDA NE ÖĞRETİLİR? NE ÖĞRETİLMELİDİR!..

“Fotoğrafik potansiyelin sınırlarını asla bulamadım. Her ufuk, ulaşıldığında uzaktaki başka bir çağrıyı açığa çıkartır. Her zaman eşikteyim. Fotoğraf, en iyi ihtimalle küçük bir sestir, ancak bazen bir ya da bir grup fotoğraf farkındalık duyumuzu cezbedebilir” W. Eugene Smith

Fotoğraf insanların uğraştığı ilgi duyduğu yüzlerce alandan sadece birisi. Fotoğrafı diğer ilgi alanlarından ayıran ise görece kolay öğrenilebilirliği, özel bir yetenekten çok bilgiye dayanmasıdır. Bu işin zanaat kısmıdır. Bu zanaatı sanata ve anlama büründüren ise fotoğrafçının hayata bakışıdır. Yani o güne kadar edindiği bilgi birikimidir.

Fotoğraf bazı yönleri ile hayat gibidir. Hayatta yapılacak her işe dair bir kurs bulmanız mümkün. Fotoğraf kursları da böyledir. Fotoğrafın her alanında, o alana özgü bilgilerin verildiği bir kurs bulmak mümkün. Lakin tıpkı hayatı anlamlandırabilmek için tek bir şeyi öğrenmek, bilmek yetmediği gibi, fotoğrafı tek başına öğrenmek, bilmek de aslında hiç bir şey bilinmediğini gösterir. Sadece canlı olmanın biyolojik özellikleri yerine getirilerek, hayata dair hiçbir şey bilmeden yaşamın sürdürülebildiği gibi sadece fotoğrafın teknik özellikleri bilinerek de “fotoğrafçı” olunabilinir.

Fotoğrafı zanaat olarak öğrenmenin yolu David Hurn’e göre “…etkin iki öğrenme biçimi var: Üst düzey bir profesyonele çıraklık yapmak ya da kendi kendine öğrenmek.” Bu bence de içinde zaafları barındıran bir doğrudur. Ve David Hurn devam eder: “Fotoğrafçılıkla ilgili sorun herkes tarafından yapılması ve herkesin bunu iyi yaptığına inanıyor olması. Bir de daha iyi bir makine satın alabilse ya da daha çok zaman ayırabilse daha da iyi yapacak. Bu nedenle her şeyi yanlış yaptığı halde aldığı kötü tavsiyeler nedeniyle kötü fotoğraflar üretmeye devam ediyor. Kötü tavsiye almakla ilgili sorun şudur: Bu alana yeni adım atan biri, tavsiyenin kötü olduğunu fark edemediği için, kötü alışkanlıkları kök salar ve yok edilmeleri çok, çok zor hale gelir. Benim tavsiyem şu: Ya en iyilerin birinden ya da kendi kendinize öğrenin. Eğer gerçekten merakınız yoksa hiç zahmete girmeyin.” Ustaya son cümlesine kadar katılmamak mümkün değil. Bu önerinin olma olasılığı düşük olan kısmı  “usta birisinin çırağı olmaktır. Ustaların az çırakların çok olması bir yana ustalar genellikle ayakaltında bir acemi çaylağı istemezler, şayet çırağa özel bir ilgileri yoksa! J Ya da iş isteyenin özel bir ricası olmazsa!

Kendi kendine öğrenmekse öğrenilenleri kalıcı kılar ancak bu hem meşakkatli hem uzun hem de mayınlarla dolu bir yoldur. Mayınlarla dolu olması ustanın kendinin de işaret ettiği gibi yanlış tavsiyeleri doğrularından ayırma yetisine kavuşulamadığı için, yanlışların kalıcılaşma riskidir. Meşakkatlidir, çünkü her şeyle siz baş etmek zorundasınız, bir desteğiniz olmaz. Uzundur, bilen birisinin size söylediğini uygulamak yerine deneme yanılma yoluyla deyim yerinde ise Amerika’yı yeniden yeniden keşfetmek zorundasınızdır. Sonuç olarak bu öneri doğru ama pratik değil.

İşte burada devreye fotoğraf kursları girer. Fotoğraf kursları zanaatı öğretir. Teknik olarak yapılması gerekenleri ve makineyi tanıtır size. Bu kısım ise abartarak söylesek 3-4 saati geçmez.  Bakmayın siz fotoğraf kurslarının, ticari niteliklerinden kaynaklı olarak ders saatlerini uzatmalarına. Tabi sözümüz sadece fotoğrafın teknik, matematiksel kısmını öğretmekle yetinenlere. Yoksa fotoğrafı yan disiplinleri ile birlikte ele alarak fotoğrafı mekanik bir iş olmaktan çıkarıp, estetik, etik, hayata bakış, fotoğraf tarihi, sanat tarihi, ideoloji, kültür vb. kavramlarla birlikte değerlendirenlere değil. Hoş bunlar yapıldığında da fotoğraf kursu olmaktan çok (akademik eğitim hariç) atölye çalışmasına doğru evrilmek gerekir. Bir konu üzerinden başka şeylerin anlatılması sağlanır. Bir anlam da sörf yaparken bulursunuz kendinizi.

Fotoğrafın zanaat kısmını öğrenme yolunun fotoğraf kurslarından geçtiğinde hem fikir olduğumuzda da başka bir handikap karşımıza çıkar. Fotoğraf kursunun yeterliliği konusu. Bu konuda disipline edilmiş bir piyasa yok. Fotoğrafı bildiğini iddia eden herkes bir fotoğraf kursu açabilir. Size de bir sertifika verebilir. Milli eğitim onaylı sertifika verdiğini iddia edenlerin bazılarını incelediğimizde bunların hepsinin de aynı yeterlilikte olmadığını aynı eksikliklerle malul olduğunu görürüz. Yani çözüm Milli Eğitim onaylı sertifika verilmesinde de değil. Çözüm tamamen eğitim aldığınız kursu veren kişinin yeterliliğinde. Bu yeterlilik hem konuya hâkim olması hem de bildiklerini aktarabilmesi, öğretebilmesinde saklı. Eğitmen sizi teorinin gri dallarından alıp yaşamın yeşil yapraklarının arasına koyabilmeli. Diyafram, enstantane, ISO ve odak uzaklığından oluşan dalların üzerinde yeşil yapraklar, çiçekler oluşturabilmeli. Bunun için inatla, sevgiyle, dostça, paylaşarak, öğretirken öğrenmeye çalışarak, insanı tanımaya çalışarak, dinamizmiyle, kursiyerleri bir maliye bakanının dediği gibi yolunacak kaz olarak görmeyip, fotoğraf sevdalısı dostlarına öğretir gibi öğretmeli. Bunun hepsini bir arada bulmak ise çok güç. Ben Nihat Karadağ hocanın atölyede ki derslerinde bulunmadım ama, bir fotoğraf kampına katıldım ve gözlemledim, sevinerek gördüm ki şu yukarıda saydıklarımı fazlasıyla gerçekleştiriyor. Kursiyerler yorulup kaytarıyor, o sanki kendisi yeniden öğreniyormuş gibi tutkuyla anlatıyor… Birçok kursta her biri için ayrı bir başlık altında fotoğraf kursu açılan konuları ticari kaygı gütmeksizin, öğretmek için çırpınıyor… Teorik olarak anlatıp griliğin için de boğmuyor, öğretilenlerin pratik olarak gerçekleştirilebilirliğini göstererek dalları yeşillendiriyor, kişilerin kendine güveninin gelmesini sağlıyor… Konusuna hâkim sorulan soruları gerekçeleri ile hiyerarşik bir yapılanma kurmaksızın, dostlarına anlatır gibi; ben öğretenim siz öğrenensiniz kolaycılığına kaçmadan tatminkâr yanıtlıyor… Sonra oturup dostları ile (kursiyerler) geri bildirimler alıyor hem sadece öğrenilenlerle ilgili değil, kursun, atölyenin, web sitesinin, facebook sayfasının, kısaca ortak yaşam alanlarına ilişkin görüşleri eleştirileri alıyor, bana göre fotoğraftan çok daha önemli olan, kendi kendini yönetmeyi, birey olup doğrudan demokrasinin nasıl olabileceğine ilişkin tohumlar atıyor. Üstelik bunu sürü olmak isteyen, O’nu çoban yapmak isteyen birçok kişiye rağmen yapıyor. Atölyesinde ücretsiz olarak söyleşiler düzenliyor, konusunda yetkin kişileri konuşmacı olarak davet ederek. Kısıtlı olanakları ama insanı önceleyen düşünceleri nedeniyle fotoğraf öğrenmek isteyip de ekonomik olanakları sınırlı olanlara hem atölyede ki derslerde hem gezilerde, bir anlam da burs sağlayarak onların da bilgiden mahrum kalmamasını sağlıyor. Yukarıda söylediğim bir fotoğraf kursundan beklenenleri fazlasıyla yerine getiriyor, bu koca yürekli koca sakallı arkadaş. Umarım bu çizgisi hep bu yönde gelişerek devam eder.

Geldik sona, fotoğrafı öğrenmek istiyorsanız David Hurn’un önerileri yabana atılacak öneriler değil, yapabiliyorsanız bu öneriye uyun derim. Ama bu öneride ki koşulları sağlayamıyorsanız yetkin bir fotoğraf kursundan temel bilgileri öğrenin, burada öğrendiklerinizle Bill Owens’ın da dediği gibi “tekrar tekrar ve 10.000 kere çekin.”  Uğraşın! Bunu yaparken ve sonra ve hatta önce durmaksızın asla para gibi bir yerlerden şansınıza çıkmayacak, ya da bir yerleri soyup alamayacağınız bilgi hazinesine her gün bir şeyler atın, bir bakacaksınız ki dehlizlerden oluşan dünyanın en büyük deposunda, beyninizde sürekli cirit atan, şahlanan atlar dolaşacak dörtnala! İşte o gün fotoğrafı da öğrenmeye başlayacaksınız. Gerisi laf-ı güzaf… Işığınız uygun bilginiz ve sevginiz bol olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir